Otosansür nasıl yazılır ?

Sevval

New member
Otosansür: Bir Hikâye Aracılığıyla Düşüncelerimizi Sınırlandırmak

Giriş: Hikâyenin Başlangıcı ve Olayların Ortasında

Herkese merhaba, bugün paylaşmak istediğim bir hikâye var. Biraz farklı, belki de bazılarınıza tanıdık gelebilecek bir mesele üzerine: Otosansür. Yani, kendimizi ifade ederken kendi kendimize koyduğumuz engeller. Farklı bakış açıları, bazen zihinlerimizin içinde bizi sessizleştiren duvarlar örer. Bunu deneyimlemişsinizdir, değil mi? Hadi, gelin bu hikâye aracılığıyla konuyu daha derinlemesine keşfedelim.

Bir Karakter, Bir Dünya: Cemre ve Volkan'ın Hikâyesi

Cemre, küçük bir kasabada yaşayan, 30’larının ortasında bir kadındı. Onun hayatı, çoğu insanınki gibi, küçük anlardan ibaretti: Sabah kahvesi, öğleden sonra yürüyüşler ve akşamları evde kitap okumak. Cemre, çevresindeki insanlar gibi düşünmüyordu, her zaman biraz farklıydı. Bir gün kasabanın en bilinen gazetecisi olan Volkan ile karşılaştı. Volkan, Cemre’nin kasabaya yeni taşındığı dönemde tanıştığı birkaç kişi arasındaydı. Kendisini çok fazla tanıtmamıştı; ama o, Cemre’yi sık sık düşünürken buluyordu.

Bir gün, Volkan ona bir röportaj teklif etti. "Kendi sesini duyurmak istiyorsun, değil mi?" dedi. Cemre, derin bir nefes alarak, "Evet, ama bunu yaparken kendimi engellemeyi nasıl bırakabilirim?" diye sordu.

İşte tam burada, hikâye farklı bir yön aldı.

Erkeklerin Çözüm Odaklı Yaklaşımı ve Kadınların Empatik İlişkileri

Volkan’ın bakış açısı, sorunu çözmeye yönelikti. "Sadece açıkça yazmalısın," dedi, "Ne hissettiğini, ne düşündüğünü. Her şeyin cevabını bulabileceğin bir yol var." Volkan, erkeklerin genellikle bir problemi çözmeye odaklandıkları şekilde yaklaşıyordu. Problemi analiz et, adım adım ilerle ve sonuca ulaş. Cemre, bunu zihninde döndürdü, fakat bir yandan da, kelimelerin gücü karşısında bir korku duygusu vardı. Söyleyecekleri, kasabanın diğer insanları tarafından nasıl algılanırdı?

Öte yandan, Cemre'nin en yakın arkadaşı Zeynep, kadının ilişkisel dünyasında derinleşen bir başka bakış açısını sunuyordu. Zeynep, "Kelimeler seni tanımlar, ama seni nasıl duyacaklarına da dikkat etmelisin. Bazen susmak daha fazla anlam taşır," diyordu. Zeynep, kadının empatik ve duyusal yaklaşımını yansıtan bir düşünce tarzıyla Cemre'yi rahatlatmaya çalışıyordu. Cemre, Zeynep'in sözlerinden bazı ipuçları aldı, ama yine de kendini susturmanın nedenlerini anlamaya çalışıyordu.

Tarihsel Bir Perspektif: Otosansürün Doğuşu ve Toplumsal Beklentiler

Cemre’nin içsel yolculuğu, sadece bireysel bir çatışma değildi; tarihsel bir meselenin de yansımasıydı. Otosansür, tarih boyunca bir düşünceyi ya da duyguyu paylaşmanın bedelini ödeyebileceği korkusu ile şekillenmişti. Özellikle kadınlar, toplumun cinsiyetle ilgili koyduğu normlar yüzünden bazen susturulmuş, seslerini duyurmakta zorlanmışlardı. Cemre, Zeynep ve Volkan arasındaki bu farklar, aslında kadınların toplumun baskıları altında ne kadar da derin bir öz denetim geliştirdiklerinin ve erkeklerin ise çözüm arayışlarının bir simgesi gibiydi.

Günümüzde otosansür, sadece toplumun değil, bireyin de kendi korkularıyla ilgilidir. Cemre’nin tereddütleri, onun kasabaya ve kasaba halkına nasıl görünmek istediğiyle ilgiliydi. Her ne kadar Volkan, çözüm odaklı bir bakış açısı sunsa da, Cemre’nin kaygıları sadece toplumsal değil, aynı zamanda kişisel bir meseleydi.

İçsel Çatışma ve Sonuç: Otosansürün Kapanmayan Dönemeci

Bir hafta sonra, Cemre nihayet yazmaya karar verdi. İlk yazısını yazarken, kelimeler onun için birer engel gibi görünüyordu. Ne kadar dürüst olmalıydı? Toplumun nereye doğru gittiği hakkında düşündüklerini nasıl paylaşabilirdi? Bir yandan toplumun değerlerine zarar vermemek, bir yandan da kendi sesini bulmak istiyordu. Cemre, içsel bir savaş verdi. "Belki de çoğu insan gibi, ben de bir denge bulmalıyım," diye düşündü.

Hikâye, Cemre’nin sonunda kasaba halkına sesini duyurduğu yazısı ile sona erdi. Ancak yazdığı her kelime, bir yansıma, bir otosansürdü. Çünkü Cemre, toplumsal değerlere zarar vermek istemiyordu, ama aynı zamanda kendini ifade etmenin de önemli olduğunun farkındaydı.

Sonuç: Sözlerin Sınırlarını Aşmak Mümkün mü?

Otosansür, tarihsel olarak toplumun ve bireylerin kendini ifade etmeleri üzerindeki engelleri simgeliyor. Bugün, Cemre'nin yaşadığı gibi, her birey ve kültür, bu engellerle yüzleşiyor. Ancak erkekler ve kadınlar arasındaki farklılıklar, otosansürün şekillenmesinde farklı etkiler yaratabiliyor. Cemre'nin hikâyesi, kendi sesini bulmaya çalışan bir kadının içsel yolculuğudur.

Sizce, otosansürün sadece toplumsal değil, bireysel bir mesele olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu engelleri aşmak mümkün mü? Toplumun baskıları ve kişisel korkular arasında bir denge kurmak, her zaman kolay olmayacaktır. Ama belki de önemli olan, sesimizi duymamız ve kendi içsel duvarlarımızı yıkmamızdır.