Bir süre düşündü.
“Dikkatli.”
Annesi tekrar sordu:
“Mutlu musun?”
Deniz bu kez daha uzun sustu.
“Bazen.”
“Peki özgür müsün?”
Deniz’in gözleri doldu.
“Eskisi kadar değil.”
Bence hikâyenin en önemli anı buydu.
Çünkü sağlıklı bir ilişkiyi değerlendirirken yalnızca “Beni seviyor mu?” sorusuna odaklanmak yeterli değildir.
Şunları da sormak gerekir:
“Yanında kendim olabiliyor muyum?”
“Hayır dediğimde buna saygı duyuluyor mu?”
“Arkadaşlarımla görüşmem sorun oluyor mu?”
“Düşüncelerimi söylemekten korkuyor muyum?”
“Hata yaptığımda aşağılanıyor muyum?”
“Tartışmaların sonunda sorun mu çözülüyor, yoksa yalnızca ben mi suçlanıyorum?”
“İlişki beni büyütüyor mu, küçültüyor mu?”
Çözüm Odaklı Olmak ile Kontrol Etmek Arasındaki İnce Çizgi
Arda’nın önemli bir özelliği vardı: Sorunları hızlı çözmek istiyordu.
Bu özellik tek başına kötü değildi.
Hatta sağlıklı ilişkilerde çözüm odaklı olmak büyük bir avantaj olabilir.
Bir problem çıktığında “Bunu nasıl düzeltebiliriz?” diye düşünmek değerlidir.
Fakat çözüm odaklılık, diğer kişinin duygularını yok saymaya başladığında sorun ortaya çıkar.
Aynı şekilde empati de tek başına yeterli değildir.
Deniz çoğu zaman Arda’nın neden öyle davrandığını anlamaya çalışıyordu.
“Çocukluğunda zor şeyler yaşamış olabilir.”
“Belki terk edilmekten korkuyor.”
“Belki bana zarar vermek istemiyor.”
Bunların hepsi mümkün olabilirdi.
Fakat bir insanın geçmişini anlamak, o insanın zarar veren davranışlarını kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Empati ile sınır aynı anda var olabilir.
“Senin neden böyle hissettiğini anlıyorum ama bana bu şekilde davranmanı kabul etmiyorum.”
Bu cümle, sağlıklı bir ilişkinin en güçlü cümlelerinden biri olabilir.
Kırılma, Özür ve Yeniden Başlama Döngüsü
Deniz ile Arda her tartışmadan sonra ayrılma noktasına geliyordu.
Ardından Arda özür diliyordu.
Çiçekler.
Uzun mesajlar.
“Bir daha asla.”
“Sen benim hayatımdaki en önemli insansın.”
Bir süre her şey düzeliyordu.
Sonra yeniden aynı davranışlar başlıyordu.
Bu döngü birçok insanın kafasını karıştırabilir. Çünkü iyi anların gerçek olması, kötü davranışların da gerçek olmadığı anlamına gelmez.
Bir ilişkide güzel anların bulunması, ilişkinin otomatik olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Hatta bazı zarar verici ilişkilerde kişinin ilişkiden kopmasını zorlaştıran şeylerden biri tam da bu değişkenlik olabilir: yoğun sevgi, ardından çatışma, ardından özür ve yeniden yakınlaşma.
Bu nedenle yalnızca “Beni seviyor mu?” sorusu değil, “Davranışları zaman içinde gerçekten değişiyor mu?” sorusu da önemlidir.
Özür ile değişim aynı şey değildir.
Gerçek değişim, davranışların süreklilik içinde farklılaşmasını gerektirir.
Son Konuşma
Deniz sonunda Arda ile konuşmaya karar verdi.
Bu kez konuşmayı kazanmak istemiyordu.
Kendisini anlatmak istiyordu.
“Ben seni kötü biri olarak görmüyorum,” dedi.
Arda sessiz kaldı.
“Ama bu ilişkinin içinde giderek daha küçük bir hayat yaşamaya başladım.”
“Ben seni korumaya çalışıyorum.”
“Biliyorum. Ama korunmakla kontrol edilmek arasındaki farkı artık görüyorum.”
Arda cevap vermedi.
Deniz devam etti:
“Sen sorun çıktığında hemen çözmek istiyorsun. Ben ise önce insanların ne yaşadığını anlamaya çalışıyorum. Bu farklılık sorun değil. Sorun, benim duygularımın ve sınırlarımın karar verilmesi gereken engeller gibi görülmesi.”
Bu cümleden sonra ilişkinin geleceği ne oldu?
Bunu kesin bir sonla anlatmak istemiyorum.
Çünkü gerçek hayatta her hikâye “ayrıldılar ve herkes mutlu oldu” şeklinde bitmiyor.
Bazı çiftler terapi ve ciddi bir davranış değişikliğiyle ilişkilerini yeniden yapılandırabilir. Bazıları ayrılır. Bazıları ise aynı döngünün içinde yıllarca kalır.
Önemli olan, kişinin kendi güvenliğini, sınırlarını ve psikolojik iyilik hâlini dikkate almasıdır.
Patolojik İlişkiyi Anlamanın En Sağlıklı Yolu
“Patolojik ilişki” kelimesine takılıp partnerimize bir etiket yapıştırmak yerine ilişki içindeki davranışlara bakmak daha doğru bir başlangıçtır.
Sürekli kontrol, aşağılama, tehdit, izolasyon, manipülasyon, yoğun kıskançlık, sınır ihlalleri ve kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olan tekrar eden davranışlar ciddi uyarı işaretleri olabilir.
Bunun yanında her kavga patolojik değildir.
Her kıskançlık davranışı istismar değildir.
Her anlaşmazlık toksik ilişki anlamına gelmez.
Sağlıklı ilişkilerde de öfke, hayal kırıklığı, iletişim kazaları ve çatışmalar yaşanabilir. Belirleyici olan, insanların çatışmadan sonra birbirlerinin sınırlarına saygı gösterip gösteremediği ve davranışlarını değiştirebilip değiştiremediğidir.
Bu konuda psikoloji literatüründe özellikle duygusal istismar, ilişki içi şiddet, kontrol davranışları ve sağlıklı bağlanma üzerine yapılan çalışmalar yol göstericidir. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin DSM-5-TR adlı tanı sınıflandırması ise “patolojik ilişki”yi bağımsız bir psikiyatrik tanı olarak sunmaz; bu nedenle internet üzerindeki popüler psikoloji içeriklerinde kullanılan bu ifadeyi dikkatli değerlendirmek gerekir.
Peki Deniz'in Hikâyesi Bize Ne Bırakıyor?
Belki de en önemli soru şu:
Bir ilişkiyi değerlendirirken neden çoğu zaman “Beni seviyor mu?” diye soruyoruz da “Bu sevgi bana nasıl hissettiriyor?” diye sormuyoruz?
Sevgi önemlidir.
Ama sevgi, saygının yerine geçemez.
Empati, sınırların yerine geçemez.
Fedakârlık, kişinin kendisinden vazgeçmesi anlamına gelmemelidir.
Çözüm üretmek, diğer kişinin duygularını susturmak değildir.
Kıskançlık, sevginin ölçüsü değildir.
Ve bir ilişkinin uzun sürmesi, onun sağlıklı olduğunu kanıtlamaz.
Belki de Deniz’in hikâyesindeki en gerçekçi cümle hâlâ şu:
“Biz birbirimizi seviyoruz ama birlikteyken neden sürekli kendimi kötü hissediyorum?”
Bazen bir ilişkinin ne olduğunu anlamak için karşı tarafın bize ne söylediğine değil, bizim o ilişkinin içinde kim olduğumuza bakmamız gerekir.
Çünkü sağlıklı bir ilişki insanın hayatını tamamen kaplayan bir dünya olmak zorunda değildir.
İki insanın kendi dünyalarını koruyarak ortak bir alan oluşturabilmesi de sevginin bir biçimidir.
Ve belki forumda bu hikâyeyi okuyan herkes kendisine yalnızca bir soru sorabilir:
“Ben sevildiğimi hissettiğim için mi bu ilişkideyim, yoksa yalnız kalmaktan korktuğum için mi?”
Bu iki cevap arasındaki fark, bazen bir insanın hayatındaki en önemli fark olabilir.
Kaynak notu: Konuya ilişkin psikiyatrik sınıflandırma için Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition, Text Revision (DSM-5-TR); ilişki içi kontrol ve şiddet örüntülerine ilişkin genel çerçeve için Dünya Sağlık Örgütü’nün yakın partner şiddeti ve kadınlara yönelik şiddet konusundaki çalışmaları temel alınabilir. “Patolojik ilişki” ise bunlardan bağımsız, tek başına resmi bir tanı adı değildir.
“Dikkatli.”
Annesi tekrar sordu:
“Mutlu musun?”
Deniz bu kez daha uzun sustu.
“Bazen.”
“Peki özgür müsün?”
Deniz’in gözleri doldu.
“Eskisi kadar değil.”
Bence hikâyenin en önemli anı buydu.
Çünkü sağlıklı bir ilişkiyi değerlendirirken yalnızca “Beni seviyor mu?” sorusuna odaklanmak yeterli değildir.
Şunları da sormak gerekir:
“Yanında kendim olabiliyor muyum?”
“Hayır dediğimde buna saygı duyuluyor mu?”
“Arkadaşlarımla görüşmem sorun oluyor mu?”
“Düşüncelerimi söylemekten korkuyor muyum?”
“Hata yaptığımda aşağılanıyor muyum?”
“Tartışmaların sonunda sorun mu çözülüyor, yoksa yalnızca ben mi suçlanıyorum?”
“İlişki beni büyütüyor mu, küçültüyor mu?”
Çözüm Odaklı Olmak ile Kontrol Etmek Arasındaki İnce Çizgi
Arda’nın önemli bir özelliği vardı: Sorunları hızlı çözmek istiyordu.
Bu özellik tek başına kötü değildi.
Hatta sağlıklı ilişkilerde çözüm odaklı olmak büyük bir avantaj olabilir.
Bir problem çıktığında “Bunu nasıl düzeltebiliriz?” diye düşünmek değerlidir.
Fakat çözüm odaklılık, diğer kişinin duygularını yok saymaya başladığında sorun ortaya çıkar.
Aynı şekilde empati de tek başına yeterli değildir.
Deniz çoğu zaman Arda’nın neden öyle davrandığını anlamaya çalışıyordu.
“Çocukluğunda zor şeyler yaşamış olabilir.”
“Belki terk edilmekten korkuyor.”
“Belki bana zarar vermek istemiyor.”
Bunların hepsi mümkün olabilirdi.
Fakat bir insanın geçmişini anlamak, o insanın zarar veren davranışlarını kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Empati ile sınır aynı anda var olabilir.
“Senin neden böyle hissettiğini anlıyorum ama bana bu şekilde davranmanı kabul etmiyorum.”
Bu cümle, sağlıklı bir ilişkinin en güçlü cümlelerinden biri olabilir.
Kırılma, Özür ve Yeniden Başlama Döngüsü
Deniz ile Arda her tartışmadan sonra ayrılma noktasına geliyordu.
Ardından Arda özür diliyordu.
Çiçekler.
Uzun mesajlar.
“Bir daha asla.”
“Sen benim hayatımdaki en önemli insansın.”
Bir süre her şey düzeliyordu.
Sonra yeniden aynı davranışlar başlıyordu.
Bu döngü birçok insanın kafasını karıştırabilir. Çünkü iyi anların gerçek olması, kötü davranışların da gerçek olmadığı anlamına gelmez.
Bir ilişkide güzel anların bulunması, ilişkinin otomatik olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Hatta bazı zarar verici ilişkilerde kişinin ilişkiden kopmasını zorlaştıran şeylerden biri tam da bu değişkenlik olabilir: yoğun sevgi, ardından çatışma, ardından özür ve yeniden yakınlaşma.
Bu nedenle yalnızca “Beni seviyor mu?” sorusu değil, “Davranışları zaman içinde gerçekten değişiyor mu?” sorusu da önemlidir.
Özür ile değişim aynı şey değildir.
Gerçek değişim, davranışların süreklilik içinde farklılaşmasını gerektirir.
Son Konuşma
Deniz sonunda Arda ile konuşmaya karar verdi.
Bu kez konuşmayı kazanmak istemiyordu.
Kendisini anlatmak istiyordu.
“Ben seni kötü biri olarak görmüyorum,” dedi.
Arda sessiz kaldı.
“Ama bu ilişkinin içinde giderek daha küçük bir hayat yaşamaya başladım.”
“Ben seni korumaya çalışıyorum.”
“Biliyorum. Ama korunmakla kontrol edilmek arasındaki farkı artık görüyorum.”
Arda cevap vermedi.
Deniz devam etti:
“Sen sorun çıktığında hemen çözmek istiyorsun. Ben ise önce insanların ne yaşadığını anlamaya çalışıyorum. Bu farklılık sorun değil. Sorun, benim duygularımın ve sınırlarımın karar verilmesi gereken engeller gibi görülmesi.”
Bu cümleden sonra ilişkinin geleceği ne oldu?
Bunu kesin bir sonla anlatmak istemiyorum.
Çünkü gerçek hayatta her hikâye “ayrıldılar ve herkes mutlu oldu” şeklinde bitmiyor.
Bazı çiftler terapi ve ciddi bir davranış değişikliğiyle ilişkilerini yeniden yapılandırabilir. Bazıları ayrılır. Bazıları ise aynı döngünün içinde yıllarca kalır.
Önemli olan, kişinin kendi güvenliğini, sınırlarını ve psikolojik iyilik hâlini dikkate almasıdır.
Patolojik İlişkiyi Anlamanın En Sağlıklı Yolu
“Patolojik ilişki” kelimesine takılıp partnerimize bir etiket yapıştırmak yerine ilişki içindeki davranışlara bakmak daha doğru bir başlangıçtır.
Sürekli kontrol, aşağılama, tehdit, izolasyon, manipülasyon, yoğun kıskançlık, sınır ihlalleri ve kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olan tekrar eden davranışlar ciddi uyarı işaretleri olabilir.
Bunun yanında her kavga patolojik değildir.
Her kıskançlık davranışı istismar değildir.
Her anlaşmazlık toksik ilişki anlamına gelmez.
Sağlıklı ilişkilerde de öfke, hayal kırıklığı, iletişim kazaları ve çatışmalar yaşanabilir. Belirleyici olan, insanların çatışmadan sonra birbirlerinin sınırlarına saygı gösterip gösteremediği ve davranışlarını değiştirebilip değiştiremediğidir.
Bu konuda psikoloji literatüründe özellikle duygusal istismar, ilişki içi şiddet, kontrol davranışları ve sağlıklı bağlanma üzerine yapılan çalışmalar yol göstericidir. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin DSM-5-TR adlı tanı sınıflandırması ise “patolojik ilişki”yi bağımsız bir psikiyatrik tanı olarak sunmaz; bu nedenle internet üzerindeki popüler psikoloji içeriklerinde kullanılan bu ifadeyi dikkatli değerlendirmek gerekir.
Peki Deniz'in Hikâyesi Bize Ne Bırakıyor?
Belki de en önemli soru şu:
Bir ilişkiyi değerlendirirken neden çoğu zaman “Beni seviyor mu?” diye soruyoruz da “Bu sevgi bana nasıl hissettiriyor?” diye sormuyoruz?
Sevgi önemlidir.
Ama sevgi, saygının yerine geçemez.
Empati, sınırların yerine geçemez.
Fedakârlık, kişinin kendisinden vazgeçmesi anlamına gelmemelidir.
Çözüm üretmek, diğer kişinin duygularını susturmak değildir.
Kıskançlık, sevginin ölçüsü değildir.
Ve bir ilişkinin uzun sürmesi, onun sağlıklı olduğunu kanıtlamaz.
Belki de Deniz’in hikâyesindeki en gerçekçi cümle hâlâ şu:
“Biz birbirimizi seviyoruz ama birlikteyken neden sürekli kendimi kötü hissediyorum?”
Bazen bir ilişkinin ne olduğunu anlamak için karşı tarafın bize ne söylediğine değil, bizim o ilişkinin içinde kim olduğumuza bakmamız gerekir.
Çünkü sağlıklı bir ilişki insanın hayatını tamamen kaplayan bir dünya olmak zorunda değildir.
İki insanın kendi dünyalarını koruyarak ortak bir alan oluşturabilmesi de sevginin bir biçimidir.
Ve belki forumda bu hikâyeyi okuyan herkes kendisine yalnızca bir soru sorabilir:
“Ben sevildiğimi hissettiğim için mi bu ilişkideyim, yoksa yalnız kalmaktan korktuğum için mi?”
Bu iki cevap arasındaki fark, bazen bir insanın hayatındaki en önemli fark olabilir.
Kaynak notu: Konuya ilişkin psikiyatrik sınıflandırma için Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition, Text Revision (DSM-5-TR); ilişki içi kontrol ve şiddet örüntülerine ilişkin genel çerçeve için Dünya Sağlık Örgütü’nün yakın partner şiddeti ve kadınlara yönelik şiddet konusundaki çalışmaları temel alınabilir. “Patolojik ilişki” ise bunlardan bağımsız, tek başına resmi bir tanı adı değildir.