Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nun kahramanları kimlerdir ?

Selin

New member
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun Kahramanları: Toplumsal Cinsiyet, Sınıf ve Sosyal Eşitsizlikler Üzerine Bir Tartışma

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun Kahramanları Kimlerdir?

Bir romanı yalnızca “kahramanları kimler?” sorusuyla okumaya başladığımızda, bazen asıl hikâyeyi gözden kaçırabiliyoruz. Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanı da bana göre böyle eserlerden biri. İlk bakışta hastalıkla mücadele eden genç bir anlatıcının yaşadıklarını, aşkını, korkularını ve ameliyat sürecini anlatan bireysel bir roman gibi görünür. Fakat biraz yakından bakınca karakterlerin yalnızca kişisel özellikleriyle değil; yaş, cinsiyet, ekonomik durum, beden algısı ve toplumun “normal” kabul ettiği davranışlarla da şekillendiğini görüyoruz.

Romanın merkezinde adı verilmeyen genç hasta anlatıcı vardır. Onun çevresinde Nüzhet, Paşa, Doktor Ragıp ve çeşitli doktorlar ile hastane çalışanları bulunur. Bu karakterler arasında özellikle anlatıcı, Nüzhet ve Doktor Ragıp arasındaki ilişki, toplumsal statünün ve toplumsal cinsiyet beklentilerinin bireysel hayatları nasıl etkileyebildiğini tartışmak açısından oldukça verimli.

Burada önemli bir noktayı baştan belirtmek gerekiyor: Roman 1930’ların Türkiye’sinin sosyal ve kültürel atmosferini yansıtan bir edebî eserdir. Bu nedenle bugünün toplumsal cinsiyet, sınıf veya sağlık anlayışlarını doğrudan romana uygulamak yerine, dönemin koşullarını hesaba katmak daha sağlıklı olacaktır.

Romanın Başlıca Kahramanları

Hasta genç anlatıcı: Romanın ismi açıklanmayan başkahramanıdır. Kemik hastalığı nedeniyle uzun süre tedavi görür ve hastalık, onun hem fiziksel hem de psikolojik dünyasını belirler. Yoksul bir yaşam deneyimi ile daha varlıklı çevreler arasındaki farkı sürekli hisseder. Bedeni, onun için yalnızca tıbbi bir mesele değildir; özgüvenini, aşkını ve toplumdaki yerini algılama biçimini de etkiler.

Nüzhet: Anlatıcının sevdiği genç kadındır. Varlıklı bir çevrede yetişmiş olması, onun sosyal konumunu belirleyen önemli unsurlardan biridir. Nüzhet'in anlatıcıyla ilişkisi yalnızca romantik bir bağ değildir; aynı zamanda iki farklı sosyal dünyanın karşılaşmasıdır.

Paşa: Nüzhet'in ailesinin ve içinde bulunduğu yüksek sosyal çevrenin temsilcilerinden biridir. Otorite, ekonomik güç ve sosyal statü bakımından anlatıcıdan oldukça farklı bir konumdadır.

Doktor Ragıp: Tıp bilgisi, mesleki konumu, ekonomik gücü ve toplumdaki saygınlığı bakımından anlatıcıya göre daha avantajlıdır. Bu nedenle anlatıcının kendisini onunla kıyaslaması, romanın sınıfsal ve bedensel eşitsizliklerini görünür hâle getirir.

Doktorlar ve hastane çevresi: Romanda bireysel karakterlerden daha çok bir sosyal kurumun temsilcileri olarak da okunabilirler. Hastane, bir taraftan tedavi ve umut mekânıyken diğer taraftan hastanın kendi bedeni üzerindeki kontrolünü uzmanlara bıraktığı bir alandır.

Hastalık, Beden ve Toplumun “Normal” Algısı

Romanın en güçlü taraflarından biri, hastalığın yalnızca biyolojik bir durum olmadığını hissettirmesidir. Genç anlatıcının hastalığı onun dünyaya bakışını, ilişkilerini ve kendisini değerlendirme biçimini değiştirir.

Bugün engellilik ve hastalık sosyolojisi üzerine yapılan çalışmalar da benzer bir ayrım yapıyor: Fiziksel veya sağlıkla ilgili bir durumun yarattığı güçlüklerle, toplumun bu duruma verdiği tepki aynı şey değildir. Örneğin bir kişinin hareket kısıtlılığı yaşaması bir sağlık sorunu olabilir; fakat insanların onu eksik, güçsüz, üretken olmayan veya romantik ilişki kuramayacak biri olarak görmesi sosyal bir sorundur.

Genç anlatıcının yaşadığı iç çatışmalarda bu ikinci boyutu görmek mümkün. Kendisine yalnızca “hasta” olarak bakılmasından korkar. Nüzhet'e karşı duyduğu aşkın önünde de fiziksel durumunu ve sosyal statüsünü bir engel olarak görür.

Bu açıdan roman, bedenin toplumsal değerini sorgulamaya imkân veriyor. Sağlıklı, güçlü ve ekonomik açıdan başarılı erkek imgesi ile hasta, kırılgan ve ekonomik olarak daha dezavantajlı erkek imgesi arasındaki fark, anlatıcının kendi erkekliğini algılama biçimini de etkiliyor.

Erkeklik ve Güç Meselesi

Anlatıcının yaşadığı sıkıntılardan biri de toplumun erkeklerden beklediği güç ve yeterlilik duygusuyla ilgilidir. Geleneksel erkeklik anlayışında erkekten fiziksel olarak güçlü, ekonomik açıdan bağımsız, kendine güvenen ve rekabetçi olması beklenebilir.

Fakat anlatıcının bedeni bu beklentilerle çelişmektedir. Hastane ortamında kendisini güçsüz hisseder. Nüzhet'in çevresindeki erkeklerle kendisini karşılaştırırken yalnızca aşk rekabeti yaşamaz; aynı zamanda “Ben yeterince güçlü müyüm?” sorusuyla da mücadele eder.

Doktor Ragıp bu bakımdan önemli bir karşılaştırma figürüdür. Mesleği, bilgisi ve sosyal konumu onun toplum tarafından değerli görülen erkeklik özelliklerine sahip olmasını sağlar. Anlatıcı ise hastalığı nedeniyle bu özelliklerden uzaklaştığını düşünür.

Burada erkekleri yalnızca “baskı uygulayan taraf” olarak görmek de eksik olur. Toplumsal cinsiyet normları erkeklerin de hayatını şekillendirir. Güçlü görünme zorunluluğu, yardım istemekten çekinme, başarısızlığı kabullenememe veya kırılganlığını gizleme gibi davranışlar erkekler üzerinde ciddi baskı oluşturabilir.

Bu yüzden romanı okurken şu soruyu sormak bence önemli: Toplumun erkeklerden sürekli güçlü olmalarını beklemesi, hastalık ve kırılganlık yaşayan erkeklerin kendilerini nasıl görmesine neden oluyor?

Nüzhet'i Sadece “Aşkın Kadını” Olarak Okumak Yeterli mi?

Nüzhet hakkında konuşurken romanın anlatıcı merkezli yapısını unutmamak gerekiyor. Nüzhet'i büyük ölçüde genç anlatıcının gözünden tanıyoruz. Bu nedenle onun düşüncelerini ve iç dünyasını anlatıcının yaşadığı duygular kadar ayrıntılı öğrenemiyoruz.

Bu durum kadın karakterlerin edebiyatta temsil edilmesi açısından ayrıca düşündürücü. Nüzhet yalnızca bireysel kararları olan bir genç kadın değildir; ailesi, sosyal çevresi, ekonomik statüsü ve evlilik beklentileriyle çevrelenmiş durumdadır.

Kadınların sosyal yapıların etkisini deneyimlerken yaşayabilecekleri duyguları yalnızca “özgür değillerdi” şeklinde açıklamak da yeterli olmaz. Bir kadın aynı anda hem ailesinin beklentilerine uyum sağlamak hem de kendi duygularını korumaya çalışabilir. Güvenlik, ekonomik gelecek, aile onayı, sosyal itibar ve aşk arasında seçim yapmak zorunda kalabilir.

Bu nedenle Nüzhet'i yalnızca anlatıcıya karşı yeterince sadık olup olmadığı üzerinden değerlendirmek bana oldukça dar bir okuma gibi geliyor. Onun bulunduğu sosyal çevreyi de hesaba katmak gerekiyor.

Kadın karakterlerin deneyimlerine empatiyle yaklaşmak, onların bütün davranışlarını otomatik olarak doğru kabul etmek anlamına gelmez. Asıl mesele, bireysel kararların arkasındaki sosyal koşulları görebilmektir.

Sınıf Farkı Romanın Görünmeyen Kahramanlarından Biri

Bence Dokuzuncu Hariciye Koğuşunu günümüzde yeniden ilginç kılan en önemli unsurlardan biri sınıf meselesidir.

Anlatıcı ile Nüzhet'in dünyaları arasında ekonomik ve sosyal açıdan belirgin bir fark bulunur. Anlatıcının hastalığı nedeniyle yaşadığı ekonomik ve psikolojik sıkıntılar, Nüzhet'in daha ayrıcalıklı yaşam koşullarıyla yan yana gelir.

Sınıf yalnızca “kim daha zengin?” sorusundan ibaret değildir. Eğitim, sağlık hizmetlerine erişim, sosyal çevre, kültürel sermaye, meslek ve gelecek beklentileri de sınıfsal konumu etkiler.

Pierre Bourdieu'nun kültürel sermaye ve toplumsal alan üzerine çalışmaları bu noktada yararlı bir teorik çerçeve sunuyor. Bir kişinin sahip olduğu ekonomik kaynaklar kadar sosyal bağlantıları, eğitim geçmişi ve kültürel birikimi de toplumdaki hareket alanını belirleyebilir.

Romanın karakterleri açısından düşündüğümüzde, Doktor Ragıp'ın mesleği yalnızca para kazanmasını sağlamaz. Aynı zamanda ona saygınlık, güvenilirlik ve sosyal kabul kazandırır. Anlatıcı ise hastalığı nedeniyle hem ekonomik hem de sembolik açıdan daha dezavantajlı hisseder.
 
Üst